BİR KARİKATÜRDEN FAZLASI; SOBANIN SOSYOLOJİSİ…
- pinarilkin
- 13 Şub
- 1 dakikada okunur

Bazen bir görsel insanın içine bu kadar dokunur mu gerçekten?
Umut Sarıkaya’nın o sobalı ev karikatürünü ilk gördüğümde üniversitedeydim, gülememiştim.
‘Burası bizim ev, bu koltuk, bu televizyon, hatta annemin meyve soyması :)’
Çünkü o ev tanıdıktı. O soba tanıdıktı.O kalabalık, o dağınıklık, o sıcaklık… hepsi bir yerden “biz”di.
Biz o görseli komik olduğu için sevmedik bence.Kendimizi gördüğümüz için sevdik. O ayrıntıların hepsi her birimizde mevcuttu.
Tek odada hayat vardı.Sobanın üstünde çaydanlık, yanında kuruyan çorap, televizyon hep biraz fazla sesli.Ama kimse “alan” aramıyordu.Herkes aynı alanın içindeydi zaten.
Ben genelde sobanın yanındaki kanepede olurdum.Ders çalışır ya da kitap okurdum.Hani derler ya “gürültüde odaklanamam”… Ben televizyon açıkken, biri mutfakta kaşık çırparken, çaydanlık fokurdaya fokurdaya kitap bitirirdim.
Belki de o yüzden bu görseli çok sevdim.Çünkü bana şunu hatırlattı:
Biz eksik değildik.Sadece sade şartlardaydık. Yaşamak neydi, sanki o zamanlardı…
O evler küçüktü ama kimse yalnız değildi.Şimdi evler büyük ama herkes kendi odasında.
O soba sadece ısıtmıyordu.İnsanları birbirine yaklaştırıyordu.
Ve galiba bu yüzden içimiz bir tuhaf oluyor o görsele bakınca.Çünkü biz o evlerden çıktık.
Ama o evler hâlâ içimizde, hala özlemle…





Yorumlar